1.30.2011

Tamam... beni arayan olursa ölüyor olacağım...

İyi ki bi tatile girdik.

Ya kısacık bi tatile -tam 14 gün- tonlarca görev yükleyen öğretmenlerimin zoru ne gerçekten kavrayamıyorum!
Abi, bi dönem boyunca taktım canımı dişime, çok afedersin ama kıçımı yırttım resmen. Her hafta en az bi tane sınav oldum; sayısız ağlama krizi geçirdim; uykusuz kaldım; psikolojim ağır bi biçimde bozuldu, boş zamanlarımda -ki inan bana dostum, gerçekten de çok nadir olan bi şeydi bu- kendimi kene'nin yerine koydum, "spoon!!!" nidaları attım kendi kendime; hayali bir arkadaşın eşiğinden döndüm ve pek çok da halisünasyon gördüm...

Şimdi bu kadar şeyin üzerine yapılacakları sayıyorum(tabii ki açıklama/ayrıntı falan vermeyeceğim):

1. Suç ve Ceza okunacak; olay örgüsü benzeri bir şey hazırlanacak
2. Fransızca bir kitap bitirilecek ve hakkında tonlarca inceleme, maket vb yapılacak
3. İngilizce bir kitap okunacak-tamam, kabul ediyorum bu o kadar da zorlayıcı değil, ama çok aşırı duygusal bi kitap ve psikolojimi nasıl sarsacağını şimdiden biliyorum
4.Saçma sapan bir coğrafya ödevi hazırlanacak-ki biliyorum ki istediğim kadar güzel olsun, kadın bana 85'ten yüksek vermeyecektir.
5. Tüm dönemin derslerinin iyi bir tekrarı yapılacak

Ey insafsızlar, hiç mi acımadınız yaa, hiç mi düşünmediniz "Bu çocuklar n'apar ne eder onca yorgunluğun üzerine bu kadar sorumlulukla?" diye?! Tüm dönem burnumuzdan kan aldınız resmen ya, neyinize yetmiyo? Normalde bi projeyi bile 1 ayda çıkartıyoruz biz, iki haftada ne halt yiyeceğiz sorarım? Bi de pişkin pişkin "İlk dersime istiyorum" diyip sırıtmıyolar mı, diyorum ki "Yemişim disiplinini, kalk çak bi tane ayağınla şöyle, uçsun gitsin, 41 numara ayaklarına güvenmiceksin de kime güveneceksin?". Ama tabii ki sadece sözlerde, düşüncelerde kalıyo bu... Bi gün cesaretimi toplamayı bekliyorum...

Bu kadarını değil tek başıma, Banu Alkan gelse Atek'le bile kaldıramam.

Patlamak üzere olan,
-Grenouille.

1.23.2011

Şizofreni sancıları içinde kıvranmak...

"Bu gidişle kendime bir hayali arkadaş edineceğim..."
(en azından amacım buydu.)

Yani iki saat boyunca "sev beniiğğ seeevvğ!" şeklinde dolandım ortalıkta. Ama kimse sevmedi beni, dinlemedi... :D

Çaresiz; ben de kendi kendime bi hayali arkadaş yaratmaya çalıştım. Tamam dedim yani; oldu bu iş, al sana benim hayali arkadaşım, pandamsı, şirin bi yaratık. Sonra olmayacağına karar verdim; çocuk değilim artık(!) normal bir insan olsun. O da tamam; kaşlı gözlü ve mutlaka popolu! olacak şekilde yarattım yeniden. 

Ardından banyoya girdim ve suyu açtım, o anda da aklıma dank etti; gerçek olup yaratıcısının poposundan resmen kan alan o manyak hayali arkadaşlardan olabilirdi benimki de... kim bilebilir ki Fırat'ın hayaletli adamı gibi olacak diye bir kaide yok sonuçta. Abi ben küçükken "Hide and Seek" diye bi korku filmi vardı işte konusu buna benzer, ben de korktum kendi hayali arkadaşımın olması fikrinden nası bi mallıksa. Dedim, vazgeç Grenouille bu işten, saçmalama kızım, hayatında bi korku filmi izlemiş insan değilsin, bırak bu işleri bi de gerçek olursa başa çıkamaz, uykusuzluktan falan ölürsün.

Sonra aynaya bakmamaya çalışarak kaçtım banyodan falan bi atraksiyon oldu, iyi oldu.


Sonuç olarak artık bi hayali arkadaşım yok.  Ama takılmamaya devam edersem "Amaaan, çok da fifi yaa, bana nee" moduna girip yaratabilirim de bi tane, hiç belli olmaz. Ev ahalisine ve arkadaşlarıma duyrulur; tepemi attırmayın; dinleyin, sevin, önemseyin beni! Yoksa başınıza canavar bi hayali arkadaş salarım ona göre :D

-Grenouille.

1.13.2011

yorgunum, var mı karşı çıkacak?

Evet, bugün burada Grenouille adlı şahısın yorgunluğu üzerine konuşacağız; bir itirazı olan ya şimdi konuşsun ya da sonsuza dek sussun...

Tanrım, şu an ne kadar halsiz olduğuma dair en ufak bi fikriniz bile olamaz...
Şu son iki hafta öylesine yoğun geçti ki... Sonuç olarak kılımı kıpırdatacak halim yok; psikolojik olarak, dolayısıyla da fiziksel açıdan gerçekten de tükenmiş durumdayım.

Böyle durumlarda ne yapacağımı şaşırıyorum, ortalıkta öyle notre dame'ın kamburu gibi dolaşıyorum şapşal şapşal...

Siz siz olun kendinize sahip çıkın cicişler...
kocaman kocaman öpücükler yollardım ama bu yazıyı bile zar zor yazdığımı düşünecek olursak...

Yorgunluktan bile yorulmuş   -Grenouille. 

1.10.2011

just sleep. (goodnight my angel) :D

vıjıvıjıvıjıvıjı uyku sersemiyim ben yaağ! fransızca çalışıyorum burda! "okuyom ben yaa!"
(aklıma charlie bit me geldi, o da başka zamana artık :D)
(keşke bizim okulu falan da bassalar da polisler bi atraksiyon olsa...)

ama artık o boyutu da geçti... uyku sarhoşuyum sanırım artık <3

have a good night cicişler ;)

(aslında billiy joel'dan "goodnight my angel" ve my chemical romance'ten "sleep"in linklerini atıcaktım ama malumunuz şekerler; hem fizy hem de gruuvşark kapalı ^^)

çok öptüm popiciklerim,
beni seven herkese ajdardan çatla patla yolluyorum :D
(onun  da ciddi hikayeleri var ama artık başka zamana hihihihihi)

-Grenouille.


(yazarın notu: manyaksı kopuk kopuk ve bol parantezli saçma bi yazı olmuş, tuhaf oldum biraz;
İyi Geceler :D)

popile.

"oha! merdivenlerden yukarı yuvarlanmak nasıl bişi olurdu yaa! bi düşünsene manyaksı olurdu! :D"

bunu söyledikten sonra sonu gelmeyen kopuşlar...
hala kafamda canlandıkça gülüyorum; bazen arkadaşlarımla ciddi sapıtıyorum çünkü :D
sapıtmayı severim, güzeldir kendisi...

mesela arkadaşımın fizik öğretmeninin tamamlayamadığı cümleyi göstermesi ve cümleyi o haliyle tekrar etmesi bile kopmamıza yetiyo genelde:

"A frictional force is a frictional force..."
(sürtünme kuvveti bir sürtünme kuvvetidir)

şimdi fark ettim de, ingilizce halinde daha bi garip geliyomuş kulağa (sanki Türkçesi çok normal ya :D)...
olsun ben  ona da gülerim...

küçükken "gülme krizi" lafının mucidi olduğumu sanardım... 

bir gün olmadığımı anladım ve işte o gün büyüdüm... 



-Grenouille.



Not: bir kızım olursa adını "Popile" koymaya karar verdim ^^

12.31.2010

Hediyeler.

Tanrım...
Gereksiz hediye sendromu yaşıyorum. Yine... Yılın özellikle bu döneminde çok sık tecrübe ederim ben bunu :D
Hediye alırken çok özenirim. Gerçekten. Karşı taraf beğenir mi, orasını bilemem; ama ben her şekilde elimden geleni ardına koymaz, baştan savma olmamasına dikkat ederim.

Olabildiğince...

Bazı arkadaşlarım var, o kadar gereksiz, o kadar özensiz hediyelerle geliyorlar ki! Bi de onun stresini yaşa; evde nereye koyacağım, nasıl "kullanacağım", atarsam ve eve bir gün gelirse de hediyesini arayıp bulamazsa sonra da tartışırsak falan falan... Çok pis paranoya yaparım ben, -izlediğim casuslu masuslu filmlerden olsa gerek- yolda birileri tarafından izlendiğimi düşünür, yan apartmandaki tuhaf büronun bi tür gizli üs olduğundan şüphelenirim... Neyse, konumuz bu değil :D

Yahu madem saçma sapan şeyler alacaksın, lütfen alma! Anlıyorum, bana olan sevgini göstermek amacıyla yapıyorsun, saygı duyarım; ama ben bunu zaten biliyorum ki :D Neden beni aptal bir hediyeler yığınıyla boğuşmaya sürüklüyosun ki? Daha fazla embesillik istemiyorum lütfen; ah hayır, ben zaten tek başıma yeterince embesilim :D


Herkese iyi yıllar.


-Grenouille.

12.11.2010

Sanat İçin Acı Çekmek...


Acı ne kelime, çile çektim resmen bugün.



Fotoğrafçılıkta çekim için Seymenler Parkı'na gittik kar kış demeden. Yol boyunca soğuk falan sorun değildi, arkadaşım, annesi ve sıcacık arabalarıyla birlikteydim çünkü.

Lakin dışarısı pek de sıcak sayılmazdı öyle.

Grubun kalanının gelmesi en az yarım saat falan aldı, ben de o arada filmimden geriye 1 çekim bıraktım. Baktım olmiycak diğer makinemi aldım başladım çekmeye.

Grup geldi biz çekiyoruz, şak diye şarjım da bitti, kalakaldım öylece.Dedim bari şu son fotoğrafım da en güzeli olsun, onu da çektim filmli olanla.

Sonra ortalıkta dolanmaya başladım.

Tanrım o nasıl bi soğuktur öyle, parmaklarım düşücekti nerdeyse.
Bi ara artık millet soğuktan "Gidelim biz yaa." muhabbeti yapmaya başladı, hoca da pan çekim yapalım öyle gidin tarzı şeyler dedikten sonra "Var mı koşmak isteyen?" tarzı bi laf etti. Tabii ben durur muyum, zaten " koşmak için bahane arıyorum, yapıcak iş de yok, en azından ısınırım mantığıyla "Ben koşarım hocam!" diye atılıverdim.

Herkes toplandı bi yere, ben de yerimi aldım, bi yandan da içimde "Olm umarım düşüp mal gibi kalmam ortalıkta" diye bi monologdur aldı başını gidiyo. Ben başladım koşmaya, döndüm, başladığım yöne koştum, tekrar döndüm aksine, tekrar aksine... falan falan bi 7-8 tur koştum. "Duruyoruumm!!" dedim tam, yeni bi grup daha geldi "Grenouille buraya! Grenouille oraya da gel!" modunda sesleniyolar, baktım duramicam beni aldı bi gülme. Bi yandan kendi aptallığıma gülüyorum, bi yandan koşuyorum falan en az bi 10 tur daha attırdılar bana ama bi baktım üst dudakla burnum iptal, hissetmiyorum. Koşarken "Dudaklarımı hissetmiyorum!" diye bağırdım, amacım duracağımı anlatmaktı ama millet koptu, bi yandan da çekmeye devam ettikleri için durmadım, duramadım...

En sonunda durduğumda yanak kaslarım öyle bi kasılmıştı ki, tuhaf bi yüz ifadesi kaldı suratımda bi süre.
Sağ olsunlar, arkadaşımla annesi bıraktı beni ama indiğim andan itibaren ayaklarımda bi tuhaflık olduğunu anlamıştım.

Ayağımı bu hale getiren aptal botları çıkarıp, çoraplarımdan kurtulduktan sonra.... Davul gibi şişmiş ayak baş parmaklarımla ilk karşılaşmamı kelimelerle tam olarak ifade edebilme imkanım yok ama dehşete düşüp, "Kangren olmak istemiyoruuummm" şeklinde ağlamaya başladığımı söylemem yeterli olur sanırım.


Yine de sanata bi katkım oldu.

-Grenouille.

12.09.2010

Suyu Arayan Adam

"Bir adam vardı. Suyu arıyordu. Toprağı üç kulaç,beş kulaç kazdı. Suyu bulamadı. On kulaç on beş kulaç kazdı. Gene suyu bulamadı. Sonra yerin derinliklerinde kara haya tabakalarına rastladı. Yeise düştü gücü sona erdi ve suyu bulmaktan ümidini kesti.
Fakat bir ses ona:
-Daha derinlere in,daha derinlere! dedi.

Daha derinlere indi ve suyu buldu."


Çok küçükken kitaplığımıza tırmanmaya bayılırdım. 
Bir kitap vardı, çok iyi hatırlıyorum, yukarıdaki sözlerle başlardı, adı da "Suyu Arayan Adam"'dı.
Nedenini bilmiyorum, ama kitabın başını babama okuturdum ve gerçekten çok severdim bunu. Bir harf bile okuyamasam da, anlamı olmasa da o sembollerin, raflara tırmanır; kitabı indirir ve kapağına, o çok sevdiğim ön sözünün yazılı olduğu sayfaya bakmaktan çok hoşlanırdım. 
Kim bilir kaç defa o kitaba ulaşmaya çalışırken raflar üstüme dökülmüştür.


Ben kendimi bildim bileli kitap okumayı severim. Ama çok kızıyorum kendime, artık o kadar çok okuyamıyorum. Biliyorum yapmam gerek, okumalıyım. Çünkü o sırada okuduğum en az bir kitap yoksa(bazen aynı anda 2-3 kitap okuduğum da olur :D ) içimde bir yerlerde boş hissediyorum. 


Ama insan pes etmemeli değil mi?
Suyu arayan adamın sınavları yüzünden sudan ümidi kestiğini hiç sanmam.
Benim iç sesim de bana " Daha çok oku, daha çok oku." diyor.
Ona uyuyorum.


-Grenouille